| Affet ALLAH'IMM |


23/10/2008, Kategori: Resim Dili : Yorum (yok) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

ASKIN BIR ADI DA YORULMAMAKTIRR...

“Sen dur burada ey insan!

Duy içinde tutuşan ormanı

Ve yakıştırmasını bil üstüne ey âdemoğlu

Usta bir makasla biçilen toprağı…”



Hayat renk renk halılar seriyor önümüze… Hep kırmızı yollardan geçince şükrediyoruz. Oysa ölümler geçiyor bizden önce ve sonra. Ölümler süpürüyor, kırık ve dökük yaşanmışlıklarımızı. Biz ise ölümden gayrisine âşina…

 

Gidişine mi tekabül etmeliydi bilmiyorum, onu tanımamın miadı… Hırçındım. Esmekten yorulmuş rüzgâr gibi… Şiir’in erdemli yüzüne vuran kalemi, kelâm soframa konup konup uçuyordu asumanlara. Bu kadar sessiz bitmeseydi belki her şey, bu kadar asil durmasaydı bir adamın ‘söz’ü şiirin ulvî semasında, böylesi bir mersiyeyi hak etmezdi kalem. Biliyorum yakışıksız duruyor o dört harf bu ismin altında. Hangi isme yakışıyorsa sanki. Ama bırakın! Seven sevdiğinin yanında güzelmiş. Ölüm bahara giden dört mevsimde kardan bir köprü imiş.

 

Risaleler dizer yaşamın güncesine bir adam. Ölümlerden, aşk’lardan, tabiattan ve savaşlardan… Şairler doğar hayatın vagonlarında, geleceğe dizeler taşıyan. Acının raylarında çizilmiştir gözleri. İlk adımlarını toprağa salar mısralar. Onlar ki, o adamın gitmeden evvel düşürdüğü yıldızları toplar ve yerine asarlar… Yağmuru fark ederler ve geceyi… Onlar konuşur, onlar susar. Onlar dokundu mu, ırmağa bürünür sular. Beyazıt’tan çocuklar geçer ya hani, sahaflara bir güneş vurur ayak izlerinden. O çocuklardan biri de ben’im işte. Yoluna baş koydu şahsım. İsmin kadar erdemli bir miras bıraktın bizlere. Diyorsun ki; Şiir diye

Bir ömür tüketerek yazdıklarım

İki saatte okunuyor

Bundan ucuz ne olabilir

Havadan başka?

 

Şimdi bana, yetim bıraktığın toprağın, Kudüs’e giden o yolun/Üsküdar’ın Hakk’ını vermek düşüyorsa, bil ki çekmeyeceğim elimi kalemden! Tüm sızılarımı, sancılarımı biriktirdiğim o sandalı denizlere bıraktığım gün, asude bir hayat risalesine son noktayı da ben koymuş olacağım elbet.

 

“Ölümler vardır: Bir ağacın köklerinin topraktan çatır çatır sökülmesi gibi,

Can çatır çatır çıkar damardan…

Ölümler vardır: Bir martının süzülüp kaybolması gibi maviliklerde…”

 

“Bir gün öleceğim biliyorum

Bunu her an ölür gibi biliyorum…”
 

 

Hayat ve ölüm… İki ucu bekaya uzanan, imtihan ipinden kurulmuş bir salıncak. Her nereye savrulursak savrulalım ve ne kadar uzağa gidersek gidelim, yine başladığımız yerdeyiz. O arafta, toprağa matuf bir seferde… Yaşamın mihenk taşı olan ölüm üzerine, bu kadar güzel cümleler dokuyabilirdi bir insan. “Ölmeden evvel ölünüz!” hadis-i şerif’ini, bu denli diri tutabilirdi satırlarında. “Aşk’ın bir adı da yorulmamaktır…” derdi. O âşıktı ve yâr’ine en büyük sadakati gösterdi. Son nefesine kadar, sızılarının sûret-i ahval’ini hızla gelmekte olan zamana haber verdi. Kalemden alınca gücünü bir el, taşlar kadar kanatır vurduğu yeri. Şiirden alınca gücünü bir yürek, ölümler ötesinden duyulur sesi. Duydum da geldim sesini toprağın başına. Baktım ki bir işaret taşı da sen dikmişsin ölümün bağrına. Ne asil duruyor söz erbabından çıkınca. Ölüm çiçeğinden bir yaprak daha kopardı işte mavera rüzgârı. Ve açıldı her bir âzânın dili, döktü içini toprağa…

 

Artık iki ucu kırık aynalar taşımayacağım yanımda. Nasılsa ölümün gölgesi düşüyor, ulu ses dokununca çarka! Olduğum yerden ötesine geçmeyeceğim artık, nasılsa suya attığım her adımla, renk; denizde karar kılan ebedî bir tarla oluyor. Ölümün rengi yaklaşınca şiire, ismi ağıt oluyor, yakılıyor…

 

Bu ağıtta benden olsun, sebep ey!


Yekta Haktan İnci-Ay Vakti

18/10/2008, Kategori: Huzurlu Yazilar : Yorum (1) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

INSAALLAH (AMIN)

Rabbim . .
Beni de affettiklerin arasına koy..
Sen’den geldim ve dönüşüm Sana’dır.
Nasip edeceğin her yeni nefes,
Sana koşacağım yollara açılan bir kapıdır…
Korkum, cehennem ateşlerine düşmek değil
Huzuruna çıkacak yüzü bulamamaktır kendimde..
“beni de sana adanmış bir ömürle ecelini kucaklayanlardan eyle “
...

17/10/2008, Kategori: Dua : Yorum (yok) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

AH ANNE

Bir kavganın içinde yüreğimleyim
Alev alev hasretime kına yakarsın
Bense şehadete vurgunum anne

Ah anne kızıl kana boyanırsam
Secde secde toprağa uzanırsam
Soğuk toprağı kanla tutuşturursam
Geride kalmaz o gün gözlerim anne

Ana beni bu kavgaya adamalısın
Uhud'a Sümeyra gibi haykırmalısın
''NEREDE KURAN'' diye ağlamalısın

Bak ihanet, karanlık her yeri sardı
Özgürlüğün hasreti içimde sancı
sahte özgürlükler, düşler yalancı
Neden çocuklar öldüler anne ?

Kan susamış çöllerde Hüseyin olmak...
Put dolu meydanlarda İbrahim olmak...
İşte bu yolun adı İslam'dır anne

Ah anne kızıl kana boyanırsam
Secde secde toprağa uzanırsam
Soğuk toprağı kanla tutuşturursam
Geride kalmaz o gün gözlerim anne


sehitler kervanı

17/10/2008, Kategori: Siir : Yorum (yok) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

Çizginin Bittigi yerde

Hepimiz aynı yöne koşuyoruz. Var gücümüzle. Yanımızda günahlarımız, sevaplarımız.

Çünkü hayat, hep aynı yöne doğru sürdürülen bir koşudur.

Koşu biter; biz biteriz, koşu biter...

• • •

Dünyaya ölmeye gelinir.

Yaşanmaya gelinseydi, koşunun sonu hep yeni yaşamalara çıkardı. Koştukça hayata yaklaşır, bitmeyen ömürleri tekrar tekrar yakalardık.

“Her fâni ölümü tadacaktır...”

Koşuların, hedeflerin, bitirişlerin son soluğunda ölümü tatmak var...

Geldik, gideceğiz... Çare yok. Giderken doğduğumuz günkü gibi saf, temiz ve haramsız olabiliyor muyuz? Kazanç budur. Zor olan, imkânsız görünen budur. Ve inanmak, imkânsızı başarabilme gücü, azmi ve kuvvetidir.

İnanmak, dolu dolu yaşamaktır.

• • •

Aylardan ne, günlerden hangisi, ayın kaçındayız?

Dün kimler göçtü, bugün kaç kişi uğurlandı, yarınlar kimleri çağırmada? Dünler, bugünler ve yarınlar, bizleri hem çağıran, hem uğurlayandır.

Dünler de bitiyor.

Dünler de koşmakta idi bizim gibi... Demek, “dünya zamanı” da ömürlü. Bugün, dünün bittiği çizgi. Bugün ancak yarının sınırına kadar yaşayacak...

Zaman bile sonsuz değil, mekân bile.

Ve insan, zaman ve mekân ile birlikte eskiyor, koşuyor, tükeniyor.

• • •

Zaman, mekân ve insanın benzerlikleri kaderlerinde. Üçü de bitişe hizâlı ve hızlı.

Güneş her sabah bir başka zemine doğuyor; bir gün daha yorulmuş olarak, yorulmuş bularak... Bütün büyümeler sona doğrudur. Kâinat bile büyümekte ve kaderine koşmakta.

Demek ki, yaratılmışların tamamı ölüme yönelik...

Bu ölümde, beraberlikler ve büyüklükler olmalı...

Şair ne kadar haklı.. “Ölüm bunca güzel olmasaydı, Efendimiz ölmezdi...”

• • •

Ölüm bunca güzel olmasaydı, güzeller ölmezdi...

Giden, gitmeyi hak edebilmeli.

Dünyaya yaşamaya gelmek; ölüm varsa, yalandır, yanlıştır...

Çiçekler ölüyor, kuşlar ve ağaçlarla birlikte... Ekinler ölüyor, yamaçlarla, dağlarla beraber... Gün gelecek, ân gelecek, ölüm bile ölecek... Zaman, mekân ve insan ile birlikte.

Ölüm, “ölecekler” tükenince ölecek.

Çünkü, kâinat çapında bir görev sona ermiş olacak.

En son, en başa kardeş olacak.

Sonsuz büyüklükte bir aynaya bakar gibi, en son, en başı; kendini görecek...

• • •

Ölüm “kötü son” değil. Sürpriz netice değil.

Ölüm, koştuğumuz ve ulaştığımız tazeliktir...

Ölümün bir adım ötesi yenilik.

Ölümde konaklamadan ölümsüzlüğe varılmaz.. Ölümde dinleniriz. Ömür boyu süren yorgunluklar orada üstümüzden atılır.

Yaradana ve İki Cihan Efendisi’ne (asm) yorgunluksuz kavuşuruz...

Yepyeni!... ?


~~Gürbüz Azak~~

17/10/2008, Kategori: Huzurlu Yazilar : Yorum (yok) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

<- : ANASAYFA : Sonraki Sayfa ->